İhtiyaçların Geçerli Ama Beklentilerin Değil
Bilinçli ilişkilerde neden beklentilerin yeri yok?
Geçen gün bir okuyucum “beklentiler sadece hayal kırıklığı yaratır” dediğim içeriğime “saçmalık! İnsanız, ihtiyaçlarımız var herhalde!” demiş. Demek ki bilinçli ilişkiler konusunda derinleşmeden önce basit tanımlar yaparak başlamak gerekiyor.
O zaman hadi gel bir bakalım, beklenti ne demek.
Hiç kendi yorumumu eklemeden google amcaya “beklenti nedir” yazdığımda karşıma çıkan cevabı buraya ‘kopyala-yapıştır’ yapıyorum.
“Beklenti, gelecekte olması beklenen, umut edilen, arzulanan veya bir kimseden/durumdan yapılması istenen şeyler bütünü anlamına gelir.”
Bu tanım çok insani ve doğal görünse de, beklentilerin ardındaki toksikliği biraz açalım.
“Gelecekte olması beklenen, umut edilen, arzulanan şeyler...”
Zihin doğası gereği geçmiş deneyimlerini baz alarak gelecek hakkında güvenli planlar yapmaya çalışır. Olanların kendi lehine gelişmesini ister; bu yüzden mütemadiyen olayları, insanları kontrol etmeye meyil eder. Sürekli arzularını kovalar, hatta adı Hint literatüründe ‘kama manas’ yani ‘arzular zihni’ olarak geçer. Zihin bizi minimum enerji harcayarak maksimum süre hayatta tutmak için tasarlanmış bir yaşamda kalma mekanizmasıdır. Bu sebeple zihin, ego şekillenirken geçtiği yaşam deneyimlerinden çıkarımlar yaparak otomatikleşmiş kısayollar üretir ve kendini tekrar eder durur; yeniyi, bilinmeyeni sevmez.
Yani gelecekte olması beklenen, umut ve arzu edilen şeyler, kişinin geçmiş yaralarına ve sevinçlerine dayanır.
Zihin bizi mutlu etmek üzerine değil de, yaşamda tutmak üzerine programlandığından; bizim için iyi olmasa dahi tanıdık olanı ister. Tanıdık olan ne kadar nahoş, ne kadar güvensiz olsa da zihne güvenli gelir; çünkü zihin, tanıdık olanla nasıl başa çıkacağını bilir.
Bu yüzden beklentilerimizin çoğu konfor alanımızda kalmak üzerinedir ve beraberinde gizli bir kontrolcülüğü de getirir. Zihin temas ettiği herkesi kendi doğruları, istekleri ve beklentileri doğrultusunda şekillendirmeye çalışır.
Dedim ya, bilinmezi sevmez zihin; o yüzden ya tanıdık olana çekilir, ya da insanları, olayları, durumları yonta yonta tanıdık hale getirmeye çalışır...
Zihnin doğasını anladığımızda, beklentilerin de aslında olayları kendi lehimiz doğrultusunda kontrol etme çabası olduğunu görürürüz. İnsan doğasını ve kendimizi çalıştıkça ise; bu tanıdık sularda yüzme çabasının, tekrar eden bir program olduğunu fark ederek zihnimizi değiştirmeye ve geliştirmeye başlarız. Artık onun geçmiş kodlarını ve otomatikleşmiş tepkilerini yaşamaktan yavaş yavaş uzaklaşır; yeni kodlar yazarak bilinçli seçimler yapmaya ve bilinçli tepkiler vermeye başlarız.
Özfarkındalığımız arttıkça zihnimizi, duygularımızı ve davranış paternlerimizi de derinlemesine anlamaya başlarız. “Ben ne zaman/neden/ne şekilde hissediyorum; neye/neden/ne şekilde tepki veriyorum” matrisi gün be gün daha net hale gelir. Böylelikle zihnimizin düşünme biçimini, tepkilerimizi, seçimlerimizi, yaralarımızı/gölgelerimizi, bunları iyileştirebilmek için bize neyin iyi geleceğini, gelişimimizi neyin destekleyeceğini adreslemek ve ‘daha iyi bir versiyonumuz olma yolunda’ yeni seçimler yapmak mümkün olur.
Geçmiş yaralarımız ve sevinçlerimiz bu noktada ihtiyaçlarımıza, ilkelerimize, gelecek hayallerimize işaret eder; ve en nihayetinde ilişkisel pusulamız haline gelir.
Alkolik bir ebeveynle büyümüşsen, zihnin tanıdık olana çekilmesi sebebiyle sürekli karşına çıkan alkoliklere artık katlanmazsın da; kendini kaybetmeyen bir partner seçersin. Şiddet gösteren bir ebeveynle büyümüşsen, artık güvenli bir partnere ihtiyaç duyarsın. Duygularını ve deneyimlerini reddeden bir ebeveyn ile büyümüşsen, partnerinden duygusal olgunluk görmek olmazsa olmazın olur artık. Çocukken en sevdiğin şey annenle kitap okumak ise, yetişkinliğinde birlikte kitap okuyabileceğin bir partner hayali kurarsın. Ve artık ihtiyaçlarına, ilkelerine ve hayallerine ihanet edemezsin...
‘Beklenti’ kelimesi üzerinde anlaşmakta zorlandığımız bu devirde sanırım ‘ihtiyaç’ kelimesini de sözlük anlamıyla incelemekte fayda var.
“İhtiyaçlar, insanın yaşamını sürdürebilmesi, sağlıklı kalabilmesi ve kendini gerçekleştirebilmesi için duyulan zorunlu gereksinimler bütünüdür.”
Elbette ki tüm ihtiyaçlarımız olağandır, geçerlidir, önemlidir, ve giderilmeyi hak eder. İlişkilerde ihtiyaçlarımızın (isteklerimizin değil!) giderilmesi sağlığımız için gereklidir; sözlük tanımında bile zorunludur ihtiyaçlar. Ama gördüğümüz üzere beklentinin tanımında ‘ihtiyaçlar’ yoktur; ‘umutlar, arzular, istekler’ vardır. Bu kavramları da artık sözlük tanımıyla açıklamayayım; arif olan anlasın nereye vardığımı (:
Görmemiz gereken bir diğer önemli nokta da, her insanın bizim ihtiyaçlarımızı giderme kapasitesine sahip olmadığı gerçeğidir. İşte bu sebeple ihtiyaçlarımızı ilişkilendiğimiz herkese beklenti olarak atarsak hayal kırıklığına uğramamız fazlasıyla muhtemeldir.
Bu, ihtiyaçlarımızı terk edelim demek değil. İhtiyaçlarımızı beklenti haline getirmeden daha verimli bir şekilde kullanabiliriz, demek.
Ben bu konuyu Bilinçli İlişkiler eğitimlerimde “Sağlıklı Standartlar” olarak anlatıyorum. Şimdi, burası önemli. O yüzden aynı sayfada kalabilmek adına ‘standart’ kelimesinin de tanımı yapalım madem (:
Latince kökenli bu kelime dilimize İngilizce’den geçiyor ve TDK’da “belirli kurallara, ölçülere veya alışılmış normlara uygun olan, örnek ya da temel olarak alınabilen şey” anlamıyla sözlükte yerini alıyor.
Beklenti tanımın devamına geri dönelim:
“...bir kimseden/durumdan yapılması istenen şeyler bütünü”
Herhangi bir kimseden veyahut durumdan belli şeyleri belli şekillerde yapmasını beklersek, ihtiyaçlarımızı ve doğrularımızı onların zaten düşünmesi ve yapması gereken şeylermiş gibi görerek beklentimiz gerçekleşmediğinde karşımızdakileri suçlu addedersek; mutlu ilişkiler yaşamamız oldukça zor.
Ama karşımızdaki insanlarla ilişki seviyemizi belirlerken ihtiyaçlarımızı, ilkelerimizi, geleceğe dair umut ve arzularımızı, olmazsa olmazlarımızı ilişkisel bir temel kabul ederek “karşımdaki insan benim standartlarımı ne kadar karşılayabilir?” merakı ve farkındalığıyla yaklaşırsak; beklentilerimizin doğal olarak karşılandığı, sağlıklı ilişkiler kurma ihtimalimiz yükselir.
Yani ihtiyaçlarımızı, beklenti olarak karşımızdakilere yüklemek yerine; insanlarla ilişki kurmadan önce ‘yargılama/değerlendirme için temel olarak kullandığımız bir kural (olmazsa olmaz), model veya kalite düzeyi’ olarak referans alıp standartlarımızı onurlandıran seçimler yaparsak daha huzurlu, mutlu ve uyumlu ilişkiler inşa ederiz.

Beklentiler çoğunlukla hayal kırıklığıyla sonuçlanırken; insani ve ilişkisel ihtiyaçlarımızı onurlandırmak için standartlara ihtiyacımız var.
Çünkü beklenti birinin sana iyi gelmesini ummaktır. Standart sana iyi geleni seçmektir. Bilinçli ilişkilerde beklentiler olmaz ama standartlar esastır.
Standartlar seni konfor alanından çıkarıp kabul alanına geçirir. Ciddi bir özfarkındalık gerektirir. Senin için bir ilişkide ne olmazsa olmazdır, seni ne mutlu eder, ne üzer, ne kırmızı bayraktır ve affı yoktur; bilmen gerekir. Ciddi bir gözlem becerisi de gerektirir. Standartlarını referans alarak temas ettiğin insanlara objektif gözlerle bakmayı öğrenirsin. Standartların sayesinde ilişkilendiğin insanları oldukları haliyle görüp kabul etmeye başlarsın. Artık herkesi çapı kadar değerlendirirsin.
Bilinçli bir insan olup bilinçli ilişkiler kurmayı seçmek tam olarak bu demektir.
Artık yılandan uçmasını beklemezsin. Ağaçtan koşmasını beklemezsin. Herkesten aynı olmasını beklemezsin. Herkeste genel geçer bir insanlık kapasitesi varmış gibi kendine hüsran üstüne hüsran yaratmazsın. Standardını uçan ve koşan olarak belirler; sonra da bunları zaten yapabilenlerle ilişkide derinleşmeyi seçersin. Kimseden de bir beklentin olmaz; standardına uymayana “o da öyle bir insan” der geçersin.
Neticede bilinçli bir insan diğer insanları değiştirmeye çalışmakla ilgilenmez; onları oldukları haliyle görebilme becerisi geliştirir.
Beklenti ile hareket eden bir insan, kendi isteklerine ve ihtiyaçlarına göre karşısındaki insanın dönüşmesini ister.
Standart ile hareket eden bir insan ise karşısındaki insanın kim olduğunu dürüstçe görür ve buna göre seçim yapar.
Biri kontrol etmeye çalışır, diğeri ayırt etmeye.
Biri hayal kırıklığı doğurur, diğeri netlik.
Bu yüzden tabii ki ihtiyaçlarından vazgeçmeyeceksin. Onları küçültmeyecek, bastırmayacak ya da yok saymayacaksın. Sadece onları başkalarının omzuna yüklenen beklentilere dönüştürmeye hakkın yok. Çünkü kimse senin beklentilerini gerçekleştirmek zorunda değil; senin beklentilerin kimsenin sorumluluğu değil…
İhtiyaçların geçerli; ama beklentilerin değil.
Standartların ise en yakın arkadaşın.
Aşkla,
Ezgi

